1918- 1923 TÜRK BULGAR İLİŞKİLERİ

Metin Edirneli

20 Temmuz 1920’de Doğu Trakya’da, Tekirdağ’da Marmara Ereğlisi’nden başlayan Yunan çıkarması 6 gün gibi kısa bir sürede sonuçlanır. Tüm Doğu Trakya, Yunan ordusunun eline geçer. Baskı, gasp ve zulüm nedeniyle Bulgaristan resmi kayıtlarına göre Osmanlı Devleti’nden ülkeye 385 subay, 3239 asker, 22 bin 200 sivil geçmiştir. Yine aynı yazıya göre bunların yanında 1000 tüfek, 4 top, 4 sandık top mermisi ve 1 ağır makineli tüfek bulunmaktadır.
Aslında iki ülke arasında yakın ilişkilerin kurulması kısa bir süre önce; 6 Eylül 1915’te imzalanan Sofya Anlaşması’yla olmuştur. Anlaşmayla kader birliği yapan iki ülke, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da yine aynı tarafta ve aynı konumdadır. Ama bu kez yenik ve kendilerine kesilecek faturayı ödemeyi bekleyen bitmiş, tükenmiş iki ülke olarak. Doğal olarak Bulgaristan ve Türkiye’nin galip devletler ve işbirlikçileri Yunanistan’la tek tek mücadele etme şansları yoktur. Bir taraftan çökmüş ekonomilerini ayaklandırmak diğer taraftan da kendilerine fatura edilen savaş tazminatlarını ödemek zorundadırlar. Kısaca iki ülkede yalnızdır ve iş birliği yapmaktan başka seçenekleri yoktur. Çünkü Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde Bulgaristan, komşularından Türkiye dışında hepsiyle problemlidir ve dahası hepsiyle toprak ve tazminat sorunu bulunmaktadır. Doğal olarak böyle bir ortamda, son savaşta aynı cephede yer aldığı Türkiye’nin dostluğu, desteği ve iş birliği büyük önem taşımaktadır. Diğer taraftan Stamboliyski’nin hem iktidarını meşrulaştırmak hem de oluşturmaya çalıştığı yeni Bulgaristan’ın kabul edilmesini sağlamak için dış desteğe ihtiyacı vardır. Ancak daha da önemlisi, başarıya ulaşacak bir Türk Kurtuluş Savaşı, Bulgaristan için de Nöyi (Neuilly) Antlaşması ve onun zincirlerinden kurtulması demektir. Sözün özü, Bulgaristan’ın ve Bulgarların Türk Kurtuluş Savaşı’na destek vermesinin temelinde asıl olarak bu beklenti ve inanç yatmaktadır.
Mustafa Kemal önderliğindeki Türk Kurtuluş Hareketi yani Ankara Hükümeti de Bulgaristan’la iyi ilişkiler kurulmasına çok büyük önem verir. Çünkü bu sayede tanınmak ve Türk Kurtuluş Savaşı’na destek sağlama konusunda önemli bir kazanım elde etmiş olacaktır. Yine bu sayede, dış yardım ve bunların iletilmesi konusunda salt Sovyetler Birliği’ne bağımlı olmaktan da kurtulacaktır. Ayrıca Trakya’daki özellikle de Doğu Trakya’daki Millî Mücadele’ye destek elde edilmiş olunacaktır. Şöyle ki, İstanbul ve boğazların işgali nedeniyle Doğu Trakya’ya yardım göndermek zordur. Hal böyle olunca da dost bir Bulgaristan, Trakya’daki Millî Mücadeleye önemli bir yardım kapısı demektir. Bu ise silâhlı direniş ve önemli sayıda Yunan askerinin Trakya’da saplanıp kalması ve bu sayede Anadolu’daki mücadelenin biraz olsun rahatlaması demektir.
San Remo Konferansı kararlarının belli olması Bulgarları da Türkleri de harekete geçirir. Çünkü Trakya Yunanistan’a bırakılmıştır. Bu, iki tarafın da kabul edebileceği bir gelişme değildir.  Hem Bulgarlar hem de Trakya’daki Türk Milli hareketi zaman geçirmeden bir araya gelir. Mayıs ayının ilk günlerinde Cafer Tayyar Paşa ile Yarbay Baha Bey Karaağaç’ta aynı zamanda okul müfettişi olan çeteci Naçev ile buluşurlar. Onunla karşılıklı iş birliği ve yardımların şekli ile koşullarını görüşürler. Bu arada yine Bulgar çetecilerden Abaciev ve arkadaşları,1. Kolordu ile Trakya Paşaeli Cemiyeti’nin çalışmalarını yerinde görmek amacıyla Edirne’ye gelirler ve burada 1 ay kadar misafir edilirler. Karaağaç görüşmesinden az bir zaman sonra Cafer Tayyar Paşa ve heyeti ile Bulgarlar bu kez Kırklareli’nin Dereköy bölgesinde bir araya gelirler. 10 Mayıs 1920’de gerçekleşen ve Trakya Paşaeli Cemiyeti merkez yönetiminden Şakir Kesebir’in de bulunduğu heyette talepler ve iş birliği koşulları bir kez daha masaya yatırılır. Olası bir Yunan saldırısı karşısında Bulgarların ne tür yardımda bulunabileceği konuşulur. Ancak somut ve olumlu bir yanıt alınamaz. Görüşmelerden anlaşılan odur ki, Bulgarlar Türklerle iş birliğine evet demekte ancak bunu, daha çok manevî yardım ve gerekli halde Bulgaristan’a sığınmaya izin vermekle sınırlı tutmak istemektedirler. Şakir Kesebir, 6 Haziran 1920’de başlattığı ve bir süre kaldığı Bulgaristan ziyaretinden de benzer izlenimlerle döner. Ancak bu arada Yunan ordusunun 14 Mayıs 1920’de Müttefikler Arası Garbi Trakya Hükümeti’nin yerini almak üzere bölgenin tamamını işgal etmeye başlaması yeni bir gelişmeye yol açar. Yüzbaşı Fuat Balkan’ın müfrezesi işgale ateşle karşılık verir. Çatışmayı gerçekleştiren müfreze zaman geçirmeden Bulgaristan’daki Bektaşlar yani Kamenets köyüne çekilir. Anlaşılan odur ki, iki ülke ve ulus arasında  işbirliği fiilî boyutta çoktan başlamıştır.  Batı Trakya’daki Türk-Bulgar dayanışması sadece çetelerin iş birliği ve silâhlı direnişiyle sınırlı kalmaz. Bu konuda siyasî alanda da önemli bir girişimde bulunulur. Batı Trakya’da Yunan işgalinin yaşandığı günlerde 25 Mayıs 1920’de Hemetli’de kendi hükümetlerini hayata geçirirler. Peştereli Tevfik’in başkanlığında, Vangel Yorgiev (Georgiev) ile Doktor Açkov adında iki Bulgarın da görev aldığı “Batı Trakya Müstakil Hükümeti”ni kurarlar.
1918–1923 yılları arasında meydana gelen Bulgar yardımlarını iki boyutta ele almak gerekir. Birincisi hükümet kaynaklı, diğeri ise hükümet dışı… Birinci yardıma hükümet kaynaklı olana geldiğimizde şunu görürüz. Bunlar daha çok siyasî nitelikteki pasif yardımlardır. Yani Bulgaristan’a gelen sivillere ve çetelere sığınma olanağının sağlanması, faaliyetlerine izin verilmesi, Anadolu’ya silâh ve asker sevkiyatına göz yumulması, yardımların toplanması ve ulaştırılmasına olanak tanınması şeklindedir. Diğer yardımlara, Hükümet dışı yardımlara gelince… Türk Bulgar ilişkilerinde ve Türk Kurtuluş Savaşı’na sağlanan destek ve yardımlarda çetelerin özellikle de VMRO’nun çok özel bir yeri vardır. VMRO’nun başta ordu olmak üzere bürokraside çok güçlü ve örgütlü, toplum nezdinde saygınlığının yüksek olması her türlü yardım faaliyetinin rahatça yerine getirilmesini sağlamıştır. Kurulan 30 kadar ortak çeteyle bir taraftan Yunan ordusuna büyük bir darbe indirilmiş, bir taraftan da yürütülen siyasî faaliyetlerle Yunan ordusundaki Bulgar askerler etkilenmeye çalışılmıştır:  Türkler öz yurtlarını ve bağımsızlıklarını korumak için ortak düşmanımız olan Yunanistan ile yürüttükleri büyük savaşlarında bizleri ortak hareket etmeye davet etmektedirler, topraklarınızdan koparılıp zorla ortak çıkarlarımız olan halkla savaşmak için Anadolu’ya götürülen sizler silâhlarınızı atıp, size kardeşçe davranacak Türk ordusunun saflarına geçmek zorundasınız. Makedonya ve Trakya Bulgarları, Türk orduları tarafından kardeş olarak görülmektedir. Ortak yurdumuz, halkımız ve sizin özel çıkarlarınız adına, bireysel veya toplu olarak kardeşçe duygularla karşılanıp ağırlanacağınızdan emin olarak Bulgar halkının bugünkü gerçek dostları olan Türk ordularına korkusuzca geçmeniz için çağırıda bulunuyoruz.”
VMRO
Yunan ordusundaki Bulgarlara yönelik faaliyet sadece VMRO’nun bu bildirisiyle sınırlı değildir. Bulgaristan’da yayınlanan gazetelerde de “Bu Bulgarların savaşı değildir. Bulgarlar, Bulgar devletine ve Bulgar halkına düşmanlık yapan bir devletin ordusunda savaşmamalıdırlar” gibi “ifadelerle” bu çağrıya katılırlar. Yapılan çağrılar etkisini gösterir. Örneğin İzmir bölgesindeki Yunan ordusunda bulunan 2500 Bulgar asker isyan ederek, ellerindeki silâhlar ile birlikte Balçova kırsalında bir ormana kaçarlar.
Türk Kurtuluş Savaşı’nın en kritik bir döneminde Ankara, Cevat Abbas Gürer’i, iki ülke arasında ilişkileri geliştirmek ve iş birliği oluşturmak üzere temsilci olarak 27 Şubat 1921’de Sofya’ya gönderir. Sofya da 19 Mayıs 1921’de milletvekili Angel Grozkov, Tüccar Paskal Ençev ile Jandarma Komutanı yaveri Grigor Pisarev’den oluşan bir heyeti Ankara’ya gönderir.
30 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruzla Yunan ordusu, çok kısa bir sürede İzmir’de, karaya çıktığı noktadan denize dökülür. Sofya, kazanılan Türk zaferinden sonra, TBMM’nin tutumunun ne olacağını öğrenmek için harekete geçer. Ankara ile iyi ilişkiler kurmak ve Batı Trakya konusunda Bulgar tezlerine destek sağlamak amacıyla temsilcilerini kısa aralıklarla Anadolu’ya gönderir. 1922 yılının sonunda Ts. Pukançirov ve Açkov bu amaçla Ankara’da bulunur.  Stamboliyski, Pukançirov’a, Mustafa Kemal ile görüşmesinde bizzat sorulmak üzere notlar dikte ettirir. Pukançirov, bir ara Mustafa Kemal’e, Sofya’nın iki ülke arasında iyi ilişkiler kurulması yönündeki isteklerini bildirir. Görüşmeler olumludur. Bu gelişme üzerine Sofya, Edirne Balkonsolosu Todor Markov’u, 27 Aralık 1922’de Türkiye ile “İyi Komşuluk Anlaşması”nın zeminini oluşturması ve Lozan’da Bulgar tezlerine destek sağlaması amacıyla TBMM hükümetiyle görüşmek üzere Anadolu’ya gönderir. Markov’un, Mustafa Kemal’le görüşmesi 1923 Ocak’ının son günlerinde İzmir’de gerçekleşir. Görüşmeler olumlu geçer. Mustafa Kemal, Sofya’nın Batı Trakya konusundaki taleplerine olumlu bakar. Fakat Lozan’da süreç farklı gelişir. Bölge, müttefiklerin desteği ve bastırmasıyla Yunanistan’a verilir. Bu arada her iki ülke de çok istemesine rağmen diplomatik ilişkiler, Stamboliyski hükümetinin korkuları nedeniyle, onun iktidarı döneminde kurulamaz. 9 Haziran 1923’te gerçekleşen askerî darbe sonucu da bu dönem kapanır. Türkiye-Bulgaristan resmî ilişkileri, ancak, onun ölümünden sonra yeni iktidar döneminde gerçekleşir.

Author: nevka